TAKİBET.BLOGCU.COM HOŞGELDİNİZ...


    Pazar, Nisan 19, 2009 · Kategori: Avrupa Yakasi




    Gülse Birsel'in Gayet Ciddiyim isimli kitabından birkaç satır

    Boza

    İçecek reklamlarını seyrediyoruz. Binbir türlü numara. "Yaşamın keyfi" "hayatın anlamı""kalorisiz""gerçek meyve parçalı" şudur budur. Sokaklarda büfelerde satılan içeceklerin bile satış taktikleri var: "Yayık ayranı" "buz gibi limonata" "günlük süt" hepsi aslında birer reklam sloganı. Dünyada reklama ihityacı olmayan tek içecek var: Boza Nasıl satarlar bozayı? "Boozaa." Boza. O kadar. Söylenecek başka hiçbir şey yoktur. Bozayı tanımlayacak bir sıfat yoktur. Boza bozadır. Ne diyebilirsiniz ki ? "Bej rengi boza?" "Oda sıcaklığında boza?" Olmaz. Hala reklam sloganına ihtiyacı olmayan böyle bir içecek yapılmadı. İnsanlarda uyduruk meşrubatlar için kendini paralıyorlar.

    Kadınlar ve Ayakkabıları

    Erkekler ne der? "Çirkin kadın yoktur az içki vardır."
    Kadınlar ne der? "Mutsuzluk diye bir şey yoktur az ayakkabı vardır."

    Erkeklerin futbol için hissettiklerini kadınlar alışveriş daha cok da ayakkabı alışverişi için fanatikçe yaşarlar. Çok fazla ayakkabı sahibi olmak yenisini almamak için bir bahane sayılamaz ! Kadınların bir başka özelliği de ayakkabı modelleri arasındaki milimetrik nüanslari ayakkabıyı yapan ustadan daha iyi fark etmeleridir. Bize göre hiçbir ayakkabı birbirinin aynı değildir ve küçücük detaylar ayakkabıya karşı hissettiklerimizde bizi uç noktalara götürebilir.
    -Şekerim bak süper bir ayakkabı aldım.
    -Hayatım bunun aynısını sen geçen sene almamış mıydın?
    -Ne? Ne? Nasil aynısı? Ne diyorsun sen?
    Bu en büyük hakarettir !
    -İşte böyle hayatım bunun gibi topuklu bej bilekten bağlı.
    -Onun bantları var öööö iğrenç. Bu ipli. Süper süper.
    Bu konuda çok spesifik olabiliriz. Bantlılar iğrenç ipli süperdir. Ucu küt iğrenç ucu sivri süperdir. Hayat boyu bana minnettar kalmanıza yol açacak bir tavsiye vereyim: Kadınlarla ayakkabıları arasına girmeyin!!!

    Mesai Saatleri


    Mesai saatleri her mesleğe göre değişir. Tabii en şanslılarımız sabah 9 akşam 5 çalışıp haftasonları da gezip tozan çoğunluktur. Ancak her meslek böyle değildir. Geceleri çalışan insanların hayatını hep merak etmişimdir. Mesela şarkıcılar hatta çocuk şarkıcılar. Anne babalar nasıl hallediyordur bu durumu acaba?
    "Küçük Abdurrahman oğlum ben sana sabah olunca yatılacak demedim mi? Git uyu bakalım aman da aman Allah zihin açıklığı versin."

    Çin Çubukları

    Çin yemeği dünyada çok yaygınlaştı. Çin yemeği yiyenler (Türkiye'de de böyle) özellikle Çin çubuklarını kullanmaya özen gösteriyorlar. Daha havalı birşey çünkü. Yani "Ayı değiliz daha öncede yedik raconu ögrendik" manasında... Oysa benim teorime göre Çin çubuklarının icat edilme hikayesi çok başka. Çin biliyorsunuz o zamanlar da kalabalık hızlı ürüyorlar. İkide bir de Türkler gelmiş ne kadar tatlı ekşi soslu tavuk sebzeli pilav ... falan varsa alıp götürmüşler. Zaten Çin seddinin yapılışı da bu sebepten. Birdenbire kıtlık tehlikesi baş gösteriyor. Çin imparatoru diyor ki: "Arkadaşlar öyle bir şey bulmalıyız ki halk yemek yiyemesin. Ama aç ta kalmasın çünkü isyan çıkar. Yani yediğini sansın fakat yemeğin yarısında nedense doyup sıkılıp bıraksın." Uzak Doğulular biliyorsunuz icat konusunda cok başarılı. Hemen bu çubuklarla yeme çözümünü buluyorlar. O gün bugündür halk saatlerce yiyip sonunda yorulup tabağın yarısında bırakıyor. Yavaş yavaş da az yemeye alışıyorlar ....

    Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz


    Pazar, Ocak 18, 2009 · Kategori: Avrupa Yakasi

    Hoşşik, Gadasını almak...Dilber Hala konuştu, Gülse Birsel yazdı!...




    İşte Gülse Birsel'den Dilber Hala sözlüğü... Hepimiz gülerek izliyoruz Dilber Hala'yı ancak kullandığı kelimlerin anlamını biliyor muyuz?
    Gülse Birsel izleyiciyi ekran karşısına bağlıyor, sadece bağlamakla kalmıyor bir de gülmekten yerlere yatırıyor. İşte bunuda Avrupa Yakası'nın son bombası Dilber Hala ile yapıyor. Ancak kahkahalarla izlediğimiz Dilber Hala'nın kullandığı kelimelerin anlamını ya çok az biliyoruz ya da hiç bilmiyoruz. İşte Pazar Sabah yazarı Gülse Birsel bunu izleyiciye verilmesi gereken bir borç bildi ve sizler için Dilber Hala sözlüğünü hazırladı...

    Yazar : Gülse Birsel
    Kaynak: Sabah.com.tr



    - Bazen yazıyorsun, oynuyorsun, insanlar "Gülmekten yarıldık," diyorlar ama bakıyorsun, bir arpa boyu yol gitmişsin, çünkü gerçek hayatta olanlar kurgu mizahı kenarda gözyaşları içinde bırakmış! Fener'in amigosu Rambo Okan'ı ana haber bülteninde izleyince, bu şaka-espri işlerini bırakıp dikiş dikmeye karar verdim. Rambo Okan, 26 Ekim'deki Avrasya Maratonu'na katılıyor ve yüzlerce insanla birlikte koşuyor. Bitirme çizgisinde bekleyen ekip, bir de ne görsün, yarışın birincisi Rambo... Üstelik de iki saat 48 dakikayla, kendi yaş kategorisinde muhteşem bir derece yapmış. Madalyasını takıp, kupasını veriyorlar. Rambo başlıyor para ödülünü beklemeye... Neden sonra anlaşılıyor ki Rambo, parkurun 30. kilometresindeki kontrol noktasından geçmemiş. Sorulunca başlıyor ballandıra ballandıra nasıl birinci olduğunu anlatmaya. Sahilyolunu takip ederek kestirmeden gittiğini, parklardan geçerek yolu kısalttığını, uygulamalı şekilde kameralar karşısında, kıkırdayarak gösteriyor. Buraya kadar tamam. Ortaya çıkmış bir hile var. Ama Rambo, kupayı ve madalyayı geri vermek istemiyor ve diyor ki: "Altın vereceğinize teneke madalya verdiniz, ayrıca kupa da dandikten, elime aldım bir sıktım, sakız gibi ezildi, geri veremem, attım denize..." Para ödülünü alamadığı için de organizasyonu savcılığa vereceğini ifade ediyor. Şimdi ben bu hikâyeyi Burhan Altıntop'a yazsam, seyirci "Abartmış!" demez mi?! Derken ikinci bomba geliyor: "Batman Belediye Başkanı DTP'li Hüseyin Kalkan, dünya gişe rekorları kıran Batman filminin yönetmeni Christopher Nolan'a, Batman şehrinin adını izinsiz kullandıkları gerekçesiyle dava açmaya hazırlanıyor. 'Dünyada bir tek Batman var. ABD'li film yapımcıları ilimizin adını bizden habersiz filmlerine yansıtmışlar. Batman'ın adını kullananlardan davacıyız. Bu davayı gerekirse de ABD'de de açacağız,' diyor." Dikkatinizi çekerim, bu adam bir Avrupa Yakası karakteri değil, belediye başkanı! Zaten böyle karakter yazsam, "Gerçeklikten uzak, karikatür," diye topa tutarlar. Bizim en çılgın karakterler en fazla Burhan gibi İngiltere kraliçesiyle tanışmaya kalkıyor, Dilber Hala gibi karşılıksız bir platonik aşk yaşayıp kendini manilerle ifade ediyor, o kadar! Bu arada artık herkesin Dilber hala gibi konuşuyor olduğu gerçeği ve halanın popülaritesi gözden kaçacak gibi değil. Adanalıların favorisi Dilber'in kullandığı yöreye özgü kelime ve deyimler müthiş merak uyandırıyor. Bu vesileyle bir sözlük vermek bir nevi görevim diye düşünüyorum:

    DİLBER HALA SÖZLÜĞÜ:
    * Hoşşik: Yalaka, karaktersiz, ukala
    * Dinelmek: Ayakta kalmak
    * Banadura: Domates
    * Gındırık: Aralık
    * Gıllik, gıllicik: Küçük, küçücük
    * Sası: Tatsız, yavan
    * Zebil gibi: Çok, gereğinden fazla
    * Hatın kız: Hanım kız
    * Booy boy: Eyvaah eyvah
    * Bahele: Bak hele
    * Çekticeği damar kurusun: Çektiği damar, soy, kurusun
    * Soykası batasıca: Soyu sopu batasıca
    * Zaar: Zahir, herhalde, öyle görünüyor ki
    * Kele: Ayol
    * Cıvır: Diri, genç
    * Avel: Aptal
    * Cibilliyet: Geçmiş
    * Bici bici: Adana'ya özgü, nişasta, gül suyu ve buzla yapılan bir tatlı
    * Gadasını almak: Derdini, belasını almak
    * Zumzuk: Yumruk Bu arada, Adana Demirsporlular hem yoğun eposta'ları hem de facebook'taki gruplarıyla Dilber Hala'nın takımlarının atkısını takmasını istiyorlar bir süredir! Neden olmasın? Ama bir adım daha ileri gitmişler. Bugün, Adana Demirspor'un maçında, statta "Dilber Hala Adana Demirspor atkısı taksın!" diye pankart açacaklarmış! Hayatın kendisi kadar komik olmak mümkün değil ki... Dediğim gibi, bırakacağım bu mizah işlerini, dikiş dikeceğim!
    <_script /><_script />

    Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz

« Önceki Yazılar :|:

EUROVİSİON 2009 NORVEÇ

EN SON HABERLER...

BANA YAZARMISIN...?

EN ÇOK İNDİRİLEN PROGRAMLAR...